İÇİMİZDEN BİR ŞÂİR: ZİYA OSMAN SABA 

Can ŞEN

            1910 yılının mart ayında dünyaya gözlerini açtı Ziya Osman Saba. İstanbul’da doğdu, çocukluğu İstanbul’da geçti, tüm hayatını İstanbul’da geçirdi. Otuzlu yaşlarındayken bir ara çalıştığı banka onu Ankara’ya atadı, fakat o İstanbulluydu, yapamadı Ankara’da ve istifa ederek geri döndü. İstanbul onun her şeyiydi; “İstanbul” adlı şiirinde ve hikâyelerinde İstanbul sevgisini samimi bir şekilde işlemiştir: 

“Bir yanda serin sabahla beraber,
Doğduğum kıyılar: Beşiktaşım.
Baktıkça hep semt semt, yer yer,
Beş yaşım, on beş yaşım, ah yirmi yaşım! 

(…) 

Bir daha görüyorum seni dünya gözüyle,
Göğün hep üstümde, havan ciğerlerimdedir,
Ey doğup yaşadığım, yerde her taşını
Öpüp başıma koymak istediğim Şehir!” (İstanbul) 

            Eski İstanbul hayatının güzelliklerini taşıyan annesinin ailesine ait bir yalıda mutlu bir çocukluk geçirdi, tâ ki sekiz yaşında annesini kaybedene kadar. Bu kayıp onu derinden etkilemiştir ve eserlerine bir hüzün havası vermiştir: 

“Artık bütün insanlar bana yabancı, ırak,
Ölüleri kendime ne yakın duyuyorum!
Onlar beni anıyor: Oğlum! Kardeşim, yavrum,
Onların seslerini emmiş susuyor toprak.” (Kuyular) 

            Dokuz yaşında Galatasaray Lisesi’ne yatılı olarak verilir. Burada Yaşar Nabi, Cahit Sıtkı gibi dostlar edinir. Cahit Sıtkı ile bir ömür boyu süren dostlukları edebiyatımıza büyük bir vefâkârlık örneği kazandırır: “Ziya’ya Mektuplar”. Bu kitap Cahit Sıtkı’nın en yakın arkadaşı Ziya Osman’a yazdığı mektupların Saba tarafından bir araya getirilmesiyle yayımlanmıştır.

            Ziya Osman Saba’nın yayımlanan ilk şiiri Servet-i Fünûn’da 1927 yılında çıkan “Sönen Gözler” adlı şiiridir. Daha sonra “Yedi Meşale” topluluğuna katılır ve bu topluluğun şiire vefât edene kadar bağlı kalan tek üyesi olur.

            Galatasaray Lisesi’nde çok güzel günler geçiren Ziya Osman 1931 yılında buradan mezun olur. Burada yaşadıklarını hep sevgiyle hatırlar. “O Sınıf” adlı hikâyesi lise anılarından oluşmaktadır.

            Liseyi bitirdiği yıl sinir hastası olan kuzenine âşık olur ve ailesinin tüm itirazlarına rağmen onunla evlenir. On iki yıl süren bu evlilik ona maalesef mutluluk getirmez ve karamsarlığı artar: 

“Her akşamki yoluma koyulmuş gidiyorum.
Her akşamdan vücudum bu akşam daha yorgun.
Öyle istiyorum ki bu akşam biraz sükûn,
Bir cami eşiğine yatıversem diyorum.” (Her Akşmaki Yolumda) 

            İstanbul Üniversitesi, Hukuk Fakültesi’ne girer ve burayı 1936’da bitirir. Aynı yıl İstanbul’da askerliğini yapar. 1938 yılında uzun bir süre çalışacağı Emlâk Bankası’na girer.

            1943 yılında onun için yeni bir dönem başlar. Severek evlendiği, fakat mutlu olamadığı eşinden ayrılır. Aynı yıl –arkadaşlarıyla beraber çıkardığı “Yedi Meşale” kitabı sayılmazsa- ilk şiir kitabı olan “Sebil ve Güvercinler”i yayımlar. 1944’te çalıştığı bankada tanıştığı Rezzan Hanım’la nişanlanır ve evlenir. Artık onun için “Bütün Saadetler Mümkündür”, karamsarlığından yavaş yavaş sıyrılır: 

“Bir an gülümseyen talih, değişen kader.
Ömründe bir tek o sonbahar.
Ömrün oldukça anacağım,
Bir rüya görür gibi geçtiğimiz sokaklar.” (Nişanlılık) 

            1945 yılında çalıştığı bankadan ayrılır ve Milli Eğitim Basımevi’nde çalışmaya başlar. 1947’de ikinci şiir kitabı “Geçen Zaman” yayımlanır. İkinci evliliğinden iki oğlu olur. Bu yıllar hassas şâirin en mutlu olduğu yıllardır.

            1950 yılında bir kalp krizi geçirir ve işinden ayrılmak zorunda kalır. Bundan sonra geçimini arkadaşı Yaşar Nabi’nin Varlık Yayınevi’nde çalışarak sağlar.

            İlk hikâye kitabı “Mesut İnsanlar Fotoğrafhanesi” 1952 yılında yayımlanır. Bundan sonra hazırladığı “Nefes Almak” adlı şiir kitabı ve “Değişen İstanbul” adlı hikâye kitabının yayımlandığını maalesef göremez. Bu eserleri vefâtından sonra basılır.

            29 Ocak 1957 yılında geçirdiği bir kalp krizi sonucu genç sayılabilecek bir yaşta “Rabbim, Nihayet Sana” diyerek dünyamızdan ayrılır: 

“Rabbim, nihayet sana itaat edeceğiz…
Artık ne kin, ne haset, ne de yaşamak hırsı,
Belki bir sabah vakti, belki gece yarısı,
Artık nefes almayı bırakıp gideceğiz…” (Rabbim, Nihayet Sana) 

            Eyüp Sultan’daki aile mezarlığına gömülür, ama vefâtının üzerinde geçen elli yıl içinde vefâkâr şâirimize, vefâsız toplumumuzun gösterdiği ilgisizlik yüzünden mezarı bugün kayıptır.

 *** 

            Tüm eserlerinde yaşantısını ve sevdiklerini çıkış noktası olarak almıştır. Büyük ihtiraslardan ömrü boyunca uzak durmuş, küçük mutluluklarla yetinmesini bilmiştir. Onun eserlerinde görülen hüzün, karamsarlık duyguları bizden, toplumumuzdan uzak bir nihilizm karamsarlığı değildir. Yaşadığı toplumdan hiç kopmamış; insanlara, hayvanlara, vapurlara, hayatında onunla beraber olan her şeye sevgi ile yaklaşmıştır.

            Mütevazî bir derviş kişiliği vardır onun ve bu özelliği ile o, bizim için örnek bir şâirdir. Şöhret tutkunu olmamış, eserleriyle kibirlenmemiştir. Yazımı onun mütevazî kişiliğini en güzel yansıtan “Kurban” şiirinin ilk kıtası ile bitirmek istiyorum: 

“Tanrım, sonsuz dünyada ben âciz ve ufağım,
Kulların arasında Tanrım ben bir koyunum.
İki tuğla hâlinde kenetlenmiş dudağım,
Sonra geçtiğim yollar kum, hep kum, daima kum.” 

            Kaynaklar:

·        Mehmet Nuri Yardım, Kayıp İstasyon, Şûle Yayınları, İstanbul 2005

·        Mustafa Miyasoğlu, Ziya Osman Saba, Akçağ Yayınları, Ankara 1999