ŞİİRİMİZİN MUZAFFER SAVAŞÇILARINDAN BİRİ: RASİM DEMİRTAŞ
Can Şen

Mavi Yeşil sayı:56, Mart-Nisan 2009

 

            Modern ve postmodern dünyanın açmazları arasında etik ve estetik değerler negatifleri ile birlikte birbirine karışmış durumda. İyi ile kötü, çirkin ile güzel yan yana, art arda. Bir kaosa benzeyen bu ortamdan şiir de nasibini almış: Kötü, şiir bile denemeyecek metinler dergileri, kitapları dolduruyor (belki bu durum şiirin her döneminde olmuştu. Âsaf Hâlet Çelebi’nin “Pislik Edebiyatı”[1] ve “Düdüklü Tencere”[2] yazılarında yakınmalarını ve çığlıklarını duydukça şiirdeki yozlaşmanın her dönem olduğunu görüyoruz. Ama herhâlde hiçbir zaman durum bugünkü kadar kötü olmamıştır.). Cehd, Heves gibi dergilerdeki edipler (!) şiir adını verdikleri metinlerle şiirimizi baltalamaya çalışıyorlar. [3]

            Buna rağmen iyi şâirlerimiz var: Yusuf Alper, Haydar Ergülen, Hicabi Kırlangıç, Nilay Özer ve Celâl Fedai gibi şâirlerimiz Türk şiirini korumak ve yüceltmek için çalışıyorlar. Ayrıca yeni yetişen nesilden de şâir sorumluluğuna sahip henüz seslerini yeteri kadar duyuramamış genç şâirler var: Emrah Arıcı, Osman Yoluç, Murat Apaydın, Ali Kılıç, Can Şen gibi…

            İşte şiirimizi korumaya çalışan “şiir savaşçılarımız”dan biri de Rasim Demirtaş’tır. Yozlaşan şiir ortamında gerek üslûbuyla, gerek orijinalitesiyle, gerekse duruşuyla muzaffer olmuş bir şiir savaşçısıdır Demirtaş.

            Prof. Dr. Nurullah Çetin’in “hakîmâne şiir türünün çağdaş temsilcilerinden biri”[4] olarak nitelediği Demirtaş gerçekten de şiirimizin bu kolunun başarılı bir şâiridir. Onu, hikemî tarzda yazanların karşı karşıya olduğu basmakalıplık tehlikesine karşı koruyan ve “başarılı” olarak nitelememizi sağlayan özelliği imgelerinin orijinalliği ve lirizmi öldürmeyen bir söyleyişe sahip olmasıdır. Meselâ Demirtaş’ın “Öneri” şiiri onun orijinal imgelerinden birisine sahiptir:

“öyle dudaklar arasına

iğne koyup leb değmez

kelimeler

demek kolay usta

 

asıl sen göz kapaklarına

bıçak koyup

öyle bak

ırak’a balkanlara”

            Demirtaş’ın “Bir Kız Sevdim İstanbul” şiiri de onun lirizmi öldürmeyen söyleyişine oldukça güzel bir örnektir:

“istanbul uçuşu martı

güneş güneş içinde

işlenmiş inci taşı

 

bir kız sevdim yağmur

sır içinde billur

saydam bakışları”

            Bunların yanında Rasim Demirtaş’ın çok önemli bir özelliği de millî-manevî değerlerimizi koruyan ve savunan bir şâir olmasıdır. Toplumsal yozlaşma ve yeiçyatlaşma içinde debelendiğimiz bir devirde gün geçtikçe yeni nesiller tarafından bir kenara itilen değerlerimize sahip çıkması Demirtaş’ın hem şiirimiz hem de Türk düşüncesi açısından değerini arttırmaktadır. Rasim Demirtaş, Prof. Dr. Teoman Duralı’nın yokluğundan yakındığı “başkaldıran insan”lardan[5] birisidir kanaatimizce. Demirtaş’ın “Paranoyak”[6], “Kravat Makasım Güneşten”[7] ve “Nisan Korkusu” şiirleri bu duyarlılıkla örülmüştür.

            Rasim Demirtaqş’ın şiirlerinde göze çarpan bir hususiyet de insana, çağımızın “insan sorunu”na bir psikolog duyarlılığı ile yaklaşmayı başarabilmesidir. İnsanlar arası ilişkiyi ve insanın ruhsal durumunu “Fark”, “Davranış Bilimi”, “Mutluluk Bilgisi”, “Yaşamak Aracı” ve daha pek çok şiirinde ele almıştır Demirtaş. “Yaşamak Aracı” şiirini örnek olarak alıyoruz:

“pergel

hep yalnızlığa döner

 

cetvel

sınırlı dostluklar ölçer

 

gönye

sen onla

o senle”

            Demirtaş hikemi söyleyişin yanında kimi zaman da ironik bir dil kullanır. “Der Mann”, “Takunyalı Süpürge Sultan”, “Öğretmen” ve “Düğün” şiirleri buna örnektir. “Düğün”ü örnek olarak alıyoruz:

“şekerli sütte tarçın kız
gözleri rengî kedi
kah damada göz kırpar
kah oynatır gelini”

Sözümüzü fazla uzatmadan yazımızı noktalayacak olursak son olarak Rasim Demirtaş’ın dar alanda sıkışan Türk şiirine hikemi şiir kolunda imge orijinalliği ve üslûbuyla nefes aldırdığını söyleyebiliriz. Demirtaş şiirimizin muzaffer savaşçılarından biridir ve şiirleri bir zafer tâkı gibi dimdik bizleri selâmlamaktadır.


[1] Âsaf Hâlet Çelebi, Bütün Yazıları, Hazırlayan: Hakan Sazyek, YKY, İstanbul 2004, s. 142-144

[2] Çelebi, a.g.e. s. 176-181

[3] Bu konudaki değerli ve yerindeki tespitler için bakınız: Ahmet Oktay, “Lirik Şiirden Mutant Şiire, Merdivenşiir, sayı: 13-14, Mayıs-Ağustos 2007, s.108-120. Ayrıca bu konuda bizim görüşlerimiz için bakınız: Serpil Akgül, “Genç Şâir Can Şen İle”, Edebiyat Otağı, sayı: 29, Şubat 2008, s.53-54

[4] Nurullah Çetin, “Hakîm Şair Rasim Demirtaş’ın Paranoyak Şiirini Tahlil”, Edebiyat Otağı, sayı: 26, Kasım 2007, s.3

[5] Bakınız: Mehmet Sabri Genç, “Başkaldıran İnsan Yok – Prof. Dr. Teoman Duralı ile Söyleşi”, Merdivenşiir, sayı: 15, Bahar 2008, s. 24-40

[6] Bu şiirle ilgili olarak bakınız: Çetin, a.g.y.

[7] Bu şiirle ilgili olarak bakınız: Can Şen, “Yeni Bir Başkaldırı: Rasim Demirtaş’ın Kravat Makasım Güneşten Şiiri, Yedi İklim, sayı: 220, Temmuz 2008, s.60-62