ÖZER ŞENÖDEYİCİ'DEN ÜÇ YENİ KİTAP
Can Şen
Merhaba, sayı: 63, İlkbahar 2013

            Giriş Niyetine: Tanışma ve Dostluk
           
Özer Şenödeyici ile 2007 yılının nisan ayında tanıştım. O zamanlar ben de o da Ankara’da değerli hocamız Prof. Dr. Nurullah Çetin tarafından yayımlanan Edebiyat Otağı dergisinde yazıyorduk. Şenödeyici’ye derginin üç sayısında bölüm bölüm yayımlanan “Cennetten Kovulmuş Hikâye”si hakkında bir e-posta gönderdim. Tanışmamız bu e-postaya dayanır. Kendisine bu hikâyesinden çok etkilendiğimi, hikâyede kendimden bir şeyler bulduğumu yazarken hikâyesini Oğuz Atay’ın Tutunamayanlar’ı ile karşılaştırarak “Cennetten Kovulmuş Hikâye”nin daha millî ve bizden bir Tutunamayanlar olarak nitelemiştim. Bu e-postadan sonra zaten benzer bir dünya görüşüne sahip olmamız ve estetik beğenilerimizin de kesişmesi ile dostluğumuz pekişti.
            Özer Şenödeyici’nin en beğendiğim yönlerinden birisi velût bir kaleme sahip olmasıydı. Şiir, hikâye, deneme, inceleme, makale türlerinde devamlı yazan ve yayımlayan biri olarak edebiyat âleminde yer alıyordu. Kendisi ile tanıştığımız zaman Gazi Üniversitesi’ne bağlı olan Kırşehir Fen Edebiyat Fakültesi, Türk Dili ve Edebiyatı bölümünde araştırma görevlisiydi. Daha sonra Gazi’den ayrılıp Ahi Evran Üniversitesi adını alan bu üniversitede Şenödeyici 2011 yılına kadar çalıştı. 2011’de Gazi Üniversitesi’nde Prof. Dr. İsmail Hakkı Aksoyak yönetiminde hazırladığı Nailî Divanı Sözlüğü (Bağlamlı Dizin ve İşlevsel Sözlük) adlı doktora tezini tamamlayarak aynı yıl Karadeniz Teknik Üniversitesi, Edebiyat Fakültesi, Türk Dili ve Edebiyatı bölümüne yardımcı doçent olarak atandı. Hâlen buradaki görevine devam etmektedir.
            Özer Şenödeyici 2009 yılında şiirlerini bir araya getirerek ilk şiir kitabı olan Gaibimden Nağmeler ve Çocuklara Neşideler’i yayımladı. Bu kitabın yayımlanması dolayısıyla Şenödeyici ile Müsvedde dergisinin 3. sayısında (Haziran 2009) bir söyleşi yaptım. Özer Şenödeyici’nin edebiyat ve şiir görüşünü açık bir şekilde ortaya koyan bu söyleşiyi meraklılarına tavsiye ederim.
[1]
            2012 yılı Özer Şenödeyici için verimli bir yıl oldu ve bu yıl içerisinde üç kitap neşretti. Ben, bu yazımda Şenödeyici’nin bu üç kitabını sizlere tanıtmak istiyorum: 

            1- Cennetten Kovulmuş Hikâyeler (Kesit Yayınları, İstanbul 2012, 122 sayfa)
           
Eser, Şenödeyici’nin 2007-2012 yılları arasından yayımlanmış 12 hikâyesinden ve ilk defa bu kitapta yer alan bir hikâyesinden oluşmaktadır. Kitaba adını veren yukarıda da bahsettiğim üç bölümlük “Cennetten Kovulmuş Hikâye”nin kitaba adını vermesinin yanında üslûp ve içerik bakımında da kitapta ayrı bir yere sahip olduğunu düşünmekteyim.
            Kitapta yer alan hikâyeleri bir yazarın samimiyetinin ve içtenliğinin yansıması olarak okuyabiliriz; zaten yazarın isteği de bu doğrultudadır: “Eserlerime; yol göstermek, gizli mesajlar vermek, var olmayanı konu alıp var olmayacak düzenlerin marşlarını okumak, terbiye etmek, eğitmek, gütmek gibi sığ vazifeler yükleyemedim. Bundan ötürü kaybedeceksem, mağlubiyetimi öpüp başıma koyarım. Çünkü böyle bir mağlubiyet, benim övüncüm olur. Her işte olduğu gibi, edebî eserde de ‘samimiyet’ aranmalıdır, kanaatindeyim. Edebiyat tarihinde şahsiyetler; sattıkları kitap sayısına, neden oldukları toplumsal harekete, getirdikleri teklif ve yeniliklere ya da temsil ettikleri ideolojilere göre değil de ‘samimiyet’lerine göre değerlendirilmelidir. Hatta ‘samimi’ edebiyatçılar antolojisi oluşturulmalıdır. (...)” (s. 10).
            Eserde yer alan 13 hikâye işte bu doğrultuda “samimi” ve “bizden” olarak niteleyebileceğimiz hikâyelerdir ve bu hikâyelerin okuyanlarının ruh dünyasını sarıp sarmalayacağını düşünüyorum. Daha önce şiir kitabıyla Türk edebiyatına adını yazdıran Şenödeyici bu kitabıyla hikâyeci olarak yeni bir yere sahip oluyor edebiyatımızda. Ben, sanatçı olarak edebiyatımızdaki yerinin her geçen gün daha da sağlamlaşacağına inanıyorum. 

            2- Osmanlının Görsel Şiirleri (Kesit Yayınları, İstanbul 2012, 199 sayfa)
           
Özer Şenödeyici’nin hem edebiyat tarihimiz hem de şiir kuramı açısından önemli bir boşluğu doldurduğunu düşündüğüm bu eseri, uzun yıllar süren bir çalışmanın ürünü olarak karşımıza çıkıyor. Yazar kitabının ortaya çıkış hikâyesini önsözde şöyle özetliyor:
            “Şu an ne olduğunu hatırlayamadığım bir konu hakkında cönkleri karıştırırken garip bir surette istiflenmiş iki şiire rastladım. Bunlar Âşık Hasan’a ait olan mim merkezli dairevî görsel şiirlerdi. Edebî eserlerdeki görselliğe yabancı olduğum o zamanlarda bunlara bir anlam veremedim. Ancak, eski kültürümüzün birçok güzelliğini barındırdığına inandığım şiir mecmualarında ve cönklerde, başta Sâdıkî’nin müşecceri olmak üzere, birkaç görsel şiire daha tesadüf ettim. Daha sonra cönkleri ve mecmuaları, salt görsel şiir aramak için karıştırmaya başladım ve bu arayışın neticesinde elinizdeki çalışma ortaya çıktı.”
(s. 1)
            Görsel şiir kavramını genel olarak harf, kelime, çizgi ve desenlerden yararlanarak şiirin anlamına uygun olarak görselleştirilmesi olarak tarif edebiliriz. Özellikle modern ve postmodern edebiyat ürünlerinde sıkça ortaya çıkan ve hatta abartılarak şiirin sınırlarını zorlayan görsel şiirler, pek çok kişi tarafından yeni bir şey zannedilmektedir. Oysaki Şenödeyici, bu kitabında görsel şiirlerin yeni olmadığını, eski edebiyatımızda pek çok örneği bulunduğunu ortaya koyuyor. Aynı zamanda bir şair olan Şenödeyici bu noktada şair duyarlılığına sahip bir akademisyen olarak günümüzde bazı isimlerce çığırından çıkarılan görsel şiir çılgınlığına bu kitabıyla hem teorik hem de uygulamalı olarak bir reddiye de sunmuş oluyor. Kitaptaki Osmanlı görsel şiirleri, atalarımızın nasıl hüner sahibi olduğunu göstermesinin yanında, görsel şiir sanatının nasıl olması gerektiği hususunda da bizlere ders veriyor. Bu bakımdan Şenödeyici’nin bu kitabının Divan şiiri araştırmacıları ve şiirle ilgilenenler için bir başyapıt olduğu kanaatindeyim. 

            3- Kilisli Ebû Bekir Vahîd Divançesi (Kömen Yayınları, Konya 2012, 287 sayfa)
            Kilis’te 1802’de doğan ve 1887’de vefat eden Ebû Bekir Vahîd’in şiirleri oğlu tarafından divançe şeklinde bir araya getirilmiştir. Özer Şenödeyici, bu divançeyi Milli Kütüphane yazmaları arasında bir araştırma yaparken bulmuş ve yayına hazırlamıştır. Divan şiirinin son şairlerinden biri olan ve hak ettiği değeri bulamayarak unutulan Ebû Bekir Vahîd ve divançesi hakkında şunları söylemektedir:

            “Türk dili ve edebiyatı, ilgi görmediği için unutulmaya yüz tutmuş eserleri ile dahi birçok milletin edebî eser yekûnundan daha yüksek bir estetik seviye arz eder. Bu nedenle, Türk dili ile ortaya konmuş tüm eserler, vücuda getirildikleri çağda gördükleri ilgi önemsenmeksizin Lâtin harflerine aktarılmalı ve istifâdeye hazır hâle getirilmelidir. Kaldı ki bir eserin ortaya konduğu çağda ya da sonrasında rağbet görmemesi, kendi estetik seviyesinden başka birçok nedene de istinat eder. Gördüğü rağbet ve sahip olduğu estetik seviye birbirine ters orantılı pek çok eserden sadece biri olan Vahîd Divançesi, bizde Türk edebiyatında rağbet, şöhret ve estetik değer kavramlarının sorgulanması gerektiği düşüncesinin oluşmasına vesile olmuştur.
            (...) Vahîd Divançesi bu anlamda; şimdiye kadar kendine bir yer bulamamış olsa da, şiirden anlayanların indinde takdire şayan özelliklere sahip bir eser olarak nitelenmelidir. Şairin, oğlu tarafından derlenen şiirlerinden müteşekkil Divançe, XIX. yüzyıldaki eski-yeni, Doğu-Batı ayrımlarından uzakta, salt klâsik şiir zevki ve terbiyesiyle vücuda getirilmiş eserlerden oluşmaktadır.”
(s. 3)
            Şenödeyici’nin hazırladığı bu eser, Ebû Bekir Vahîd’in hayatı ve edebî kişiliği, divançesinin incelenmesi, metnin Latin harflerine aktarımı ve divançenin tıpkıbasımından meydana gelmektedir. Ayrıca eserin sonunda Ebû Bekir Vahîd’in iki gazelinin Şenödeyici tarafından yapılan şerhi yer almaktadır. Eski edebiyatımızın unutulan bir şairini bizlerle buluşturan bu çalışmanın özellikle Divan şiirleri araştırmacıları için önemli olduğunu düşünüyorum. 

Sonsöz Niyetine: Yeni Sözler Söyleme İsteği
           Özer Şenödeyici’nin üç yeni kitabını tanıttıktan sonra bir sonsöz yazmak aslında biraz da abesle iştigal olacaktır. Çünkü üretken bir edîb ve akademisyen olan Şenödeyici yeni sözler söyleyecek, yeni araştırmalar yapacak ve yeni kitaplar neşredecektir. O, yeni eserlerini bizlere sunacak bizler de yine onun eserlerini tanıtma imkânı bulacağız Allah’ın izniyle. Yani bu sonsöz Şenödeyici’den yeni şeyler beklediğimizin bir nişanesi olarak değerlendirilmelidir. Yazımı noktalarken Şenödeyici’nin özellikle Nailî hakkındaki muhteşem doktora çalışmasının “tez” zamanda okurla buluşması gerektiği kanaatinde olduğumu belirtmek isterim.

[1] Söyleşiyi http://ozerdust.at.ua/mulakat.pdf adresinden okuyabilirsiniz.