İYİ ŞİİRLERİ GÖRMÜYOR MUYUZ?
Can Şen
İkindi Yağmuru, sayı: 20-21, Mayıs-Ağustos 2009 

“Şiir hayatiyeti korumak için ortaya atılır. Yaşanılan bütün çirkinliklere,

kötülüklere, haksızlıklara rağmen insanda savunulmaya değer, canlılığı

korumaya değer bir şeyler olduğuna içten içe kesinlikle inanıldığı zaman

şiir serpilir ve çiçek açar.”  İsmet Özel[1]

             Günümüzün şiir ortamında devamlı şiirin hayattan koptuğu, şiirin insansızlaştığı, kötü şiirlerin her yeri sardığından yakınılıyor.[2] Bu, sadece günümüze has bir durum değil. Eskiden de kötü şiirlerin varlığından yakınılıyordu.[3] Tabi ki bu serzenişler boş değil. Gerçekten şiir ortamında kendine yer edinmiş çok kötü şâirler ve şiirleri var.[4] Şahsen ben de zaman zaman bu tarz şiirlerden yakınıyorum.[5] Bu konudaki en derli toplu görüşler ise kanaatimce Sezai Karakoç’a ait. Şöyle diyor Karakoç:
  “Şiirin gerisinde insan olmalıdır. ‘Her çağda, her şiirle yenilenen.’ İnsansız şiir tez ölür. Şiirimizdeki bazı serüvenler, iyi olmayan örnekleriyle tepki ya da ilgisizlik uyandırıyorsa, insansızlıklarındandır o şiirlerin. Şiirine insan ya da insanlık fonunu koymayanlar kaybedecek, okur, şiirlerinde, bozuk bir geometriden başka bir şey bulunmayanları fark edecektir hemencecik.”[6]
            Günümüzün kötü şiirlere yaklaşımında eksik bir nokta var. Kötü şiirleri kötülerken karşısına arzuladığımız, bizi ve edebiyatımızı tatmin edecek bir örnek çıkaramıyoruz. Ve devamlı kötü şiirlerden bahsettiğimiz için farkında olmadan kötü şiirinin reklâmını yapıyoruz.[7] Unutmayalım ki “reklâmın iyisi kötüsü olmaz”.Eğer devamlı kötü şiirlerden bahsedersek şiir ortamına girecek genç şâirlerin bilinçlerinde kötü şiirlerin revaçta olduğu, kötü şiirin sükse yaptığı şeklinde bir imge oluştururuz ki bu büyük bir faciadır.
            Ayrıca devamlı kötü şiirlerden bahsetmek, iyi şiirlerin, gerçek şiirlerin silikleşmesine, onların bir köşede unutulmasına sebep olur. Bu konuda Yusuf Alper şöyle diyor:
           “(…) Gerçek şiirin düşmanı çoktur. İktidar ve iktidar[8] olmak isteyen herkes şiirin gizli ya da açık düşmanıdır. Bu çerçevede şiiri toptan olumsuzlamak onların ekmeğine yağ sürmektir. Bakın işte kendileri bile söylüyor: ‘Türkiye’de şiir ölmüş, artık okunmasına gerek yok’ düşüncesine zemin oluşturmamalıyız. (…)”[9]
            İşte ben bu düşüncelerden yola çıkarak bu yazımda şiir ortamımızda kötü şiirlerle her açıdan mücadele edebilecek kaliteli örneklerin de olduğunu göstermeye çalışacağım. Şiirini hayattan koparmayan, insanın bireysel ve toplumsal sorunlarına birebir eğilen şiirlerden örnekler vererek kötü şiirlere karşı iyi şiirlere destek olmaya çalışacağım.
            Ele alacağım ilk şiir Yusuf Alper’in “Bir Göçmen Kuşun” adlı şiiri. Yusuf Alper, bu şiirinde insanın toplum içindeki konumuna ve manevî sıkıntılarına değiniyor. Vefâsız ve sorunlu bir dünyada yeni dostlar edinmek sırta yüklenecek yeni bir kamburdur şâirimize göre:

“Dokunsan kırılacak bir çocuk var içimde
Bir göçmen kuşun göçerken ki hüznündeyim
Yuvamı geldiğimde bulur muyum kaygısı
Yavrum gelebilir mi benimle
Bir göçmen kuşun onulmaz hüznündeyim 

Eski dostlarımı arasam mı diyorum
-Kaldı mı, var mıydı- hep sorular içimde
Yeni dostlar edinmek bir syshiphos söylencesi
Sırtıma alacağım taşınmaz yeni kambur
Yüreğime vurulan yeni bir dağ şüphesi

 Bütün polyannalardan tiksiniyorum şimdi
Yaşamımca ardımda, yakamı bırakmayan
İnsanın insanı yiyerek bitirdiği
Dünyada neşelerle, umutlarla oynamak
Çok yakında batacak tüccar gibi 

Hiç tüccar olamadım, acıların dışında
Batmayacağım bu yüzden, biliyorum
Yitirteceğim şey, olmadı hiç de
Sırtımda taşıdığım çarmıhımdan başka
Sol göğsümdeki hüzün zincirim bir de.”[10]

            İkinci örneğimiz hikemî şiir türünün günümüzdeki usta temsilcisi Rasim Demirtaş’tan. Demirtaş örnek olarak aldığım “Diyalektik” adlı şiirinde Yunus Emre’nin “İlim ilim bilmektir, ilim kendin bilmektir” anlayışına uygun olarak ve Âsaf Hâlet-vârî bir tavırla insanın kendi varlığını kavramasını işlemiş:

“güneşe doğru
karanlık insanlar geçtim
bir de baktım
kendime aydınlık vardım 

güneşten beri
aydınlık insanlar geldim
bir de baktım
kendime karanlık vardım 

bir öyle bir böyle
insanım farkına vardım”[11]

            Sıradaki şiirimiz Hicabi Kırlangıç’ın ince bir duyarlılıkla kaleme aldığı, insanlar arasındaki çekişmeyi oldukça veciz bir şekilde ifâde ettiği “Biz Ölelim Sıra Sıra” adlı şiiri:

“Biz ölelim sıra sıra, siz yaşayın sırtlan sırtlan
Öğütsün değirmenler sabırla sabırları
Keyfinizce savurun sevdamızın küllerini
Sonunda küllerimiz yeşerecek tarlanızdan”[12]

            Dördüncü örneğimiz gerçekten kaliteli bir tepki şiiri olan “Salkım Saçak”. Aslıhan Tüylüoğlu bu şiirinde modern hayata tepkisini başarılı bir şekilde ortaya koyuyor:

“Renkli ambalaj, kadınlarda balyaj, kırmızı geyik…
İndirimde insanlık.

 Varla yok boğaz boğaza
Caddeler çılgın, para delirmiş
Alış-veriş
Alış
     alış
          alış… 

Sadece kış
Karabiber dalga geçiyor yeşilden
Şehir çıldırmış 

İki mahalle ötede başka bir ülke 

Düşlerim mendil satıyor çarşı içinde
Unutmadım sizi
Nergis nergis getirdim eve 

Caddeler dökülüyor ömrümün aktığı yere
Kasabalı bir karabasan, uyanamadım işte! 

Bir salkım söğüt, yağmura eğik…”[13]

            Ele alacağım bir diğer şiir genç şâirimiz Emrah Arıcı’ya ait. Arıcı, ilk kez burada yayımladığımız “yirmi ikinci cadde” adlı şiirinde kaliteli bir ses ve imge yapısı ile duygularını ifâde ediyor:

“buradan geçen biri kokusunu unutmuş
burası yirmi ikinci caddesi ömrümün
aynalar adım tutuyor silahşorlar gibi
ve bir kadeh parlıyor geceleyin gökyüzünde
ve tüm naylonlara rağmen eskimeyen bu koku
çekiç sesleri nal sesleri
ve senin nefesin karanlığa dağılıyor
boğulmaktan kurtulduğum vakit
hiç doğmayacak çocuklar besliyor ellerim
 

başka bir dünya mı bu benim yaşadığım
sen türlü yalanlarla caddenin sonuna
fukara bir bavul gibi bıraktığım
yağmurdan bir bant çekiyorum kirpiklerine
hayır korkudan değil soğuktan hiç değil
hiçbir bahanesi yoktur  bunun
ömrümün yirmi ikinci caddesini
ömür boyu trafiğe kapatıyorum”

            Altıncı şiirimiz yine genç bir şâirimize, Osman Yoluç’a ait. Osman Yoluç, “ölüm” adlı rubaisinde ölüm temasını Hayyam-vârî bir tavırla ele alıyor:

“Bahçesinde geziniyordum sırça köşkün
Çeşit çeşit çiçekten bal alıyordum dün
Hani nerdeler şimdi diye sordum
Dedi yansımaydı ne varsa gördüğün”[14]

            Son örneğimi bu satırların yazarı olarak kendi şiirlerimden vermek istiyorum. Aslında bir şâirin böyle bir yazıda kendinden bahsetmesi hoş karşılanmayabilir. Ama ben, kötü şiirlere karşı “ben de buradayım” demek istediğim için Âsaf Hâlet Çelebi’ye ithaf ettiğim “Yaşamak” adlı şiirimi sizinle paylaşmak istiyorum:

“Yemyeşil ormanı yakan alevler…
Ağacı nem, insanı gam;
Gam denizi: Kurumayan umman.
Çıkarlar, çekişmeler: Hayat çetrefilli.
Hiç eksik olmayan gözyaşları… 

Kafayı kurt gibi kemiren
Milyonlarca endişe, efkâr…
Muammalar, bilmeceler, sorular…

Sen haklısın galiba vezirim:
‘Bilmemek bilmekten iyidir
Düşünmeden yaşayalım.’”[15]

            Yazım boyunca yedi farklı şâirimizden insana ve hayata değinen, estetik açıdan belli bir seviyeyi tutturmuş yedi örnek verdim. Bu yazının kapsamına dâhil edilebilecek başka şâirlerimiz de var elbette. Ben, yazımı fazla uzatmamak için yedi şiiri yeterli buldum. Eminim ki sizler bu yazımı okuduktan sonra şiirin ölmediğini, tam mânâsıyla insansızlaşmadığını, kötü şiirlere karşı iyi şiirlerin de olduğunu görecek ve buraya alamadığım iyi şiirleri fark edeceksiniz. Ve böylece daha bilinçli şiir okurları olarak bir “iyi şiir kanonu” oluşturacağız.

[1] İsmet Özel, Şiir Okuma Kılavuzu, Şûle Yayınları, İstanbul 2006, s. 12

[2] Bakınız: Fergun Özelli – Hayri K. Yetik, Şiir kitapları ve Hayat 2007, İlya İzmir Yayınevi, İzmir 2008

[3] Bakınız: Âsaf Hâlet Çelebi, “Pislik Edebiyatı”, Bütün Yazıları, Haz: Hakan Sazyek, YKY, İstanbul 2004, s. 142-144; Çelebi, “Düdüklü Tencere”, a.g.e. s. 176-181

[4] Bakınız: Ahmet Oktay, “Lirik Şiirden Mutant Şiire”, Merdivenşiir, sayı: 13-14, Mayıs-Ağustos 2007, s. 108-120

[5] Bakınız: Serpil Akgül, “Genç Şâir Can Şen ile”, Edebiyat Otağı, sayı: 29, Şubat 2008, s. 53-54

[6] Sezai Karakoç, “Şiirde İnsan”, Edebiyat Yazıları-1, Diriliş Yayınları, İstanbul 2007, s. 80

[7] Geçtiğimiz aylarda şâir Yusuf Alper’le gerçekleştirdiğim özel bir görüşmede, değerli şâirimize kötü şiirler hakkında bir yazı yazmayı plânladığımı söylemiştim. Bana böyle bir yazı yazarak onların reklâmını yapmamamı tavsiye etmişti. Kendisine buradan teşekkür ediyorum.

[8] Buradaki iktidar siyasî iktidar değil, şiir iktidarıdır, popülariteye dayalı iktidardır. C. Ş.

[9] Yusuf Alper, “Evet, Şiir Çıplak”, Şâir Her Zaman, Çelikkol Yayıncılık, İzmir 2005, s. 57

[10] Yusuf Alper, Giderim Giderim Dünya Yuvarlak, Şiirden Yayınları, İstanbul 2008

[11] Rasim Demirtaş, “Diyalektik”, Edebiyat Otağı, sayı:37, Ekim 2008, s. 22

[12] Hicabi Kırlangıç, Düşte Yürüyen Derviş, İlke Yayınları, İstanbul 2004, s. 32

[13] Aslıhan Tüylüoğlu, Balkon Yalnızları, Etki/Dize Yayınları, İzmir 2008, s. 37

[14] Osman Yoluç, “Rubailer”, Edebiyat Otağı, sayı:38, Kasım 2008, s. 34

[15] Can Şen, Erken Zaman, Edebiyat Otağı Yayınları, İzmir 2006, s. 51