ÇİLELİ BİR HAYATIN İZDÜŞÜMÜ: FURÛĞ-İ FERRUHZÂD’IN “KUŞ, SADECE BİR KUŞTU” ŞİİRİ
Can Şen
Mavi Yeşil, sayı:66, Kasım-Aralık 2010

 

Kuş, Sadece Bir Kuştu

Kuş dedi:
“Ne güzel koku, ne güzel güneş!”
Ah!
Bahar gelmiş
ve ben bir eş bulmaya gideceğim kendime 

Kuş, uçtu balkonun kenarından
bir haber gibi uçtu ve gitti 

Kuş, küçüktü
kuş, düşünmüyordu
kuş, gazete okumuyordu
kuşun borcu yoktu
kuş, insanları tanımıyordu… 

Kuş, havada
ve kulelerin tepesindeki uyarı ışıklarının da üstünden
herşeyden habersiz bir irtifada
akıcı lahzaları
tecrübe ediyordu delicesine 

Kuş
ah!
Sadece bir kuştu… (Ferruhzâd 1999: 270) 

            Modern Fars şiirinin usta ismi Furûğ-i Ferruhzâd’ın bu şiiri bir kuşu anlatıyor gibi görünse de aslında şâirin kendi ruhsal durumunu ortaya koyan bir şiirdir. Şâir kendi duygularını açık olarak söylemek yerine bir kuş vasıtasıyla kapalı olarak ifâde etmeye çalışmıştır.

            Şiirde mutlu, baharın gelmesiyle beraber içi canlılıkla dolan, daha mutlu olmak için kendine bir eş arayan ve yükseklerde özgürce uçan bir kuş tasvir edilmektedir. Özgürlüğü temsil eden kuşa bu hayatından dolayı imrenilmektedir. Şiirdeki kuş, bu huzurlu hayata sadece bir “kuş” olduğu için sahiptir. Çünkü üçüncü bentte ifâde edildiği gibi kuşu huzursuz edecek, endişeye düşürecek her şeyden azadedir o. Küçüktür, düşünmemektedir, felâket haberleriyle dolu gazeteleri okumamaktadır, kimseye bir kuruş borcu yoktur ve daha önemlisi dünyayı bir cehenneme çeviren insanları tanımamaktadır. Bizce bu şiirin üçüncü bendindeki düşünceyi en iyi şekilde Âsaf Hâlet Çelebi’nin “Mâra” şiirinde geçen şu iki mısraı açıklar: “bilmemek bilmekten iyidir / düşünmeden yaşayalım” (Çelebi 2004: 22)

            Bilmek, düşünmek insanın huzurunu kaçırır. Savaşlarda binlerce masumun katledildiğini, insanların bin bir hile ile birbirlerini dolandırdıklarını, binlerce insanın emperyalizm yüzünden açlıktan öldüğünü vb. bilmek/düşünmek ya da daha kötüsü bunlara sebep olan canavarı, “insan”ı tanımak, onunla yaşamak huzursuzluğun yegâne kaynağıdır. İşte kuş, tüm bunlardan uzak olduğu için mutludur, huzurludur. O, şiirin sonunda Furûğ’un söylediği gibi “sadece bir kuştu”r.

            Yazımın başında belirttiğim gibi aslında şâirin ifâde etmek istediği kuşun huzuru, mutluluğu değil; kendi huzursuzluğudur. Şâir her türlü sıkıntıdan uzak yaşayan kuşa imrendiğini şiirin her mısraında belli etmekte, özellikle son kısımdaki “ah” ünlemi ile açıkça ortaya koymaktadır.

            Furûğ’un küçüçük bir kuşa imrenmesinin sebebi kendi kısa ama çileli hayatıdır. 1935 yılında son derece sert bir asker babanın kızı olarak dünyaya gelen Furûğ-i Ferruhzâd 16 yaşında iken kendisinden on beş yaş büyük bir akrabasına âşık olur ve onunla evlenir. Furûğ’un bu evlilikten bir oğlu olur. Çok kısa bir süre sonra eşi ile arasında anlaşmazlıklar çıkar ve Furûğ kocasından ayrılır. Ve kocası ona akıl almaz bir kötülük yapar: Furûğ’un oğlunu görmesini engeller. Furûğ yaşadığı müddetçe bir daha oğlunu göremez.

            Daha sonra başka aşklar yaşar Furûğ. Ama hep mutsuzluk onunla beraberdir. Aradığı mutluluğu bir türlü bulamaz. Yaşama tarzından dolayı da toplumsal baskılarla karşılaşır. En sonunda daha çok gençken 1967 yılında bir trafik kazası geçirir ve acı dolu bu dünyadan ayrılır. (Çeviker 2007)

            Furûğ’un bu çileli hayatı neredeyse tüm şiirlerine yansımıştır. Burada birkaç şiirinden örnek vermek istiyorum:

“Kederlere boğulan kalbim
sinemde
çırpınıyor
çırpınıyor;
eyvahlar olsun o ana
benden habersiz
göçtüğün bu diyardan” (Acılar Terânesi, Ferruhzâd 1999: 97) 

“Ama
Yazık, yazık!
eyvah, eyvah!
kadehime dolan bir şey olmadı
hasretten başka
yazık, ey hazandîde ümitler
nerde benim goncalarla süslü tacım?” (Kurbanlık, Ferruhzâd 1999: 105) 

“Pencerenin öte tarafında kar yağıyor
pencerenin öte tarafında kar yağıyor
gönlümün sükûtunda bir el
ekiyor acının, kederin tohumlarını” (Yalnızlık Acısı, Ferruhzâd 1999: 124) 

            İşte Furûğ, bu yüzden kuşun huzurlu ve mutlu hayatına imrenmektedir. O da kuş gibi baharın neşesini içinde duyabilmek, aşkın coşkusunu tadabilmek, özgürce uçabilmek istemiştir. Ama dünya cehenneminde insanların eziyetlerinden kurtulamamıştır. Vefât etmeden önce hazırladığı, ama yayımlandığını göremediği “Soğuk Mevsimin Başlangıcına İman Edelim” adlı kitabında yer alan “Kuşlar da Ölümlüdür” şiirinde hayâllerinin hiç gerçek olmayacağını, huzura hiç kavuşamayacağını anlamış gibidir. Yazımı bu şiirle noktalamak istiyorum:

“Gönlüm daralıyor
gönlüm daralıyor 

Balkona çıkıyor ve parmaklarımı
uzanan sırtına sürüyorum gecenin 

Rabıta lâmbaları sönükler
rabıta lâmbaları sönükler 

Kimse beni güneşle
tanıştırmıyor…
serçelere misafirliğe götürmüyor kimse beni
uçmayı sakın unutma
kuşlar da ölümlüdür…” (Ferruhzâd 1999: 327) 

Kaynaklar:

Âsaf Hâlet Çelebi, Bütün Şiirleri, Haz: Selahattin Özpalabıyıklar, YKY, İstanbul 2004

Furûğ-i Ferruhzâd, Bütün Şiirleri, Çev: Kutlukhan Eren, Şûle Yayınları, İstanbul 1999

Levent Çeviker, “Furûğ-i Ferruhzâd” http://www.doguedebiyati.com/sizden%20gelenler/Ferruhzad.htm 27/05/2007