ERGUN GÖZE’NİN ARDINDAN… BİR MEKTUP…
CAN ŞEN 
Müsvedde sayı:9, Şubat-Mart 2010

            Türk düşüncesinin önemli isimlerinden, Peyami Safa’nın dostlarından yazar Ergun Göze 12 Ekim 2009 günü İstanbul Kadıköy’deki evinde vefât etti. Vefât haberini ertesi gün duydum. İçim, önemli bir ismin vefâtının acısıyla doldu.

            Ergun Göze’yi yaklaşık bir buçuk yıl önce yazdığım bir yazı vesilesiyle tanımıştım. Edebiyat Otağı dergisinin Haziran 2008 tarihli 33. sayısında “Peyami Safa’nın Yeni Yayımlanan Bir Kitabı Hakkında” başlıklı bir yazı neşretmiştim. Bu yazıda o sıralarda yeni yayımlanan, Peyami Safa’ya ait olan “Edebî Akımlar ve Fikir Cereyanları” kitabının Boğaziçi Yayınları tarafından yapılan neşrini eleştirmiştim. Biraz kızgındım, çünkü kitabın içeriğini oluşturan yazılar Peyami Safa’nın Ötüken Neşriyat tarafından yayımlanan “Sanat-Edebiyat-Tenkit” kitabında aynen yer alıyordu! Ben, Safa’nın yayımlanmamış onlarca eseri dururken bu yazıların ayrıca kitaplaştırılmasının ardında maddî çıkar amacı olduğunu düşündüm ve bu yüzden kızdım. Yazımda bu hususun yayımcılık etiğine aykırı olduğunu belirttim. Yazı yayımlandıktan sonra da derginin bir nüshasını Boğaziçi Yayınevi’ne gönderdim.

            Yayınevinden bir cevap geleceğine inanmıyordum. Çünkü daha önce başka yayınevlerine çeşitli mektuplar göndermiş, ama onlardan cevap alamamıştım. Bu sırada yaklaşık bir on beş-yirmi gün sonra gelen bir mektup beni şaşırttı. Mektup Ergun Göze’dendi. Meğer eserlerini okuduğum Ergun Göze üstâd Boğaziçi Yayınları’nın editörüymüş. İşte Ergun Göze’nin yazıma cevabî mektubu:

            “Sayın Can Şen
            Genç adam,
            Seni kutlarım..
            Önce etik kaygın sonra da dikkatin ve bir konuyu etrafıyla ele alışın için. İyi bir kitap tanıtım yazarı kumaşına sahipsin,
            Gelelim işin etik yanını açıklamaya.
            Rahmetli Peyami Safanın bütün eserleri bu gün “Domaine Public”e düşme durumundadır. Çünkü son mirasçısı vefat etmiştir. Herkes basabilir. Nitekim 9. Hariciye Koğuşunu bir sol yayınevi de sırf para kazanmak için bastı.
            Esasen, gerek Milli Eğitim Bin Temel Eser serisinden çıkan “Seçmeler” kitabını gerek Ötükenden yayımlanan Objektif serisinin hazırlayıcısı da benim. İlk basımından sonraki derleme haklarını da mirasçılarına bırakmıştım. Fakat hem Ötüken biraz ihmal etti hem de okuyucular başka sahalara kaydılar. Basılmaz oldu. Nitekim bütün hakları bende olan Mistisizm-Sosyalizm-Nasyonalizm kitablarından üçüncüsünü iki sene önce bastım hemen hiç satılmadı.
            Bu bahsettiğiniz kitabı da, para kazanmak için değil -öyle olsa ne çıkar- rahmetlinin, Edebiyata yaptığı bu büyük hizmeti yok olmasın, ölmesin diye daha önceki derlemelerimden orijinal bir buket halinde bin tane bastırdım ve görsellik meraklılarını da tatmin için fotograflarla takviye ettim, ama iki yüz tane bile satmadı. Şu ana kadar senden ve bir edebiyat hocasından başka okuyan olmadı sanırım. Olsun sadece senin yazın bile bir değerdir. Kültür erozyonumuz bu ölçüdedir.
            KISACASI OBJEKTİF OLARAK DA SÜBJEKTİF OLARAK DA YAYINEVİ VE BENİM İÇİN EN KÜÇÜK BİR ETİK NOKSAN SÖZ KONUSU DEĞİLDİR. HATTA AZİZ DOSTUM VE ÜSTADIM PEYAMİ SAFAYA HİZMET OLDUĞUNA KANİİM.
            Bir noktayı belirteyim, hiçbir olay, göründüğü gibi değildir ve yakından yoklamayınca da hakkıyla anlaşılamaz. Kulağına küpe olsun.
            Üstada gösterdiğin alaka ve hürmeti de çok beğendim.
            Yalnız “saygı” “hürmet”in tercümesidir. İkisini bir arada kullanmak herkesin yaptığı bir yanlış haline geldi. Dikkatini bu noktaya kadar çevrilecek güçte gördüğüm için söylüyorum. Sevgiler.  30.6.2008       Ergun Göze”[1]
 

            Mektubu okuyunca şaşırmış ve utanmıştım. İşin aslını bilmediğim için boş yere kırıcı olmuştum. Hemen Ergun Göze’ye bir özür mektubu yazdım. Kendisinden özür ve helâllik diledim. Ayrıca Peyami Safa hakkındaki yazılarımı fotokopi çektirerek mektubuma ekledim.

            Bir hafta sonra rahmetli Ergun Bey beni telefonla aradı. Bana kızgın değildi ve hakkını helâl etmişti. Çalışmalarımı beğendiğini de söyledi. Kendimi geliştirmek için bir yabancı dili iyice öğrenmemi tavsiye etti. Bu konuda Peyami Safa’nın bir yabancı dil bilmeden Türkçeyi, Türkçeyi iyi bilmeden de bir yabancı dili tam olarak kavramanın mümkün olmadığı şeklindeki görüşünü nakletti.

            Bu telefon görüşmesi beni epeyce rahatlatmıştı. Bundan bir süre sonra ise beni sevindiren yeni bir olay oldu. Ergun Göze bana eleştirdiğim kitabı imzalayıp göndermişti. Şöyle imzalamış kitabı: “Sevgili Can, bu eser üstad Peyami’den sana bir mektuptur. İletirim.”

            Ergun Göze’nin vefâtı, Türk düşüncesi için büyük bir kayıp. Gerek kitaplarıyla, gerek çevirileriyle, gerekse Peyami Safa’nın pek çok yazısını derleyip neşretmesiyle kültürümüze büyük katkı sağlamıştı. Peyami Safa hakkında yazdığı “Peyami Safa-Nazım Hikmet Kavgası”, “Peyami Safa”, “Peyami Safa’nın Türk Düşüncesindeki Yeri” kitapları oldukça mühimdir. Ama ben en çok Göze’nin Cemil Meriç, Peyami Safa ve Necip Fazıl’ı beraber değerlendiren “Üç Büyük Mustarip” adlı eserini (Boğaziçi Yayınları, İstanbul 1995, 134 sayfa) beğenerek okumuştum. Ergun Göze’nin yeri zor doldurulacak. Kendisine Yüce Allah’tan rahmet, ailesine sabr-ı cemil niyaz ediyorum. Türk münevverleri onun hizmetini unutmayacaktır. Mekânı cennet olsun…                              


[1] Mektubun imlâsında hiçbir değişiklik yapılmamıştır.