VEFÂTININ 50.YILINDA PEYAMİ SAFA’YI ANMAK

Can Şen
Kubbealtı Akademi Mecmuası, sayı: 159, Temmuz 2011

             15 Haziran 2011 günü yazar ve mütefekkir Peyami Safa aramızdan ayrılalı tam 50 yıl oluyor. 50 yıl sadece insan ömrü için değil toplumların hayatı için de oldukça uzun bir süre. Yaşadığımız anda durup 50 yıllık bir zaman dilimine bakmak insanı düşündürmektedir. Bir yazar; bizim gibi yaşayan, düşünen, acı çeken, ama ardında romanlar, sayısı belli olmayan fikrî yazılar bırakan bir yazar, bu dünyadan göçeli elli yıl oluyor. Bu zaman diliminde onun hakkında pek çok kitap, makale yazılması gerekirken şu anda elimizde bulunan çalışmaların azlığı bizi şaşırtmaktadır. Peyami Safa üzerine çalışan, onun hakkında düzenli neşriyat yapmış araştırmacıların (Beşir Ayvazoğlu, Ergun Göze, Mehmet Tekin gibi) azlığı ve Peyami hakkındaki bazı makale ve yazılardaki eksiklikler, çelişkiler, yaklaşım hataları gerçekten şaşırtıcıdır. Bu konuda aynı dönemde yaşamış ve 50. vefât yılı gelecek seneye tekabül eden Ahmet Hamdi Tanpınar (vefâtı 1962) ile mukayese ettiğimizde Peyami Safa sebebi anlaşılamayacak bir nisyana terk edilmiş gibidir. Tanpınar hakkında yazılan ne kitapların sayısı bellidir, ne de makalelerin. Amacım iki yazarı seviye ya da kalite olarak karşılaştırmak değil, ama Türk edebiyatının bir yazarına büyük bir ilgi gösterilirken, Peyami Safa gibi oldukça sağlam bir kaleme gösterilen ilgi anlayışının sebebini anlamak mümkün değildir. Hâl o kadar iç karartıcıdır ki Peyami Safa’nın pek çok eserinin baskısı bile yoktur bugün...

            Peyami Safa deyince pek çok insanın, hatta edebiyat tahsili almış çoğu insanların, aklına Dokuzuncu Hariciye Koğuşu ve Fatih-Harbiye romanları gelmektedir. Biraz daha ilgili olanlar Matmazel Noraliya’nın Koltuğu’nu ve Yalnızız’ı da zikrederler. Peki, Peyami Safa bu dört romanından ibaret midir? Biz İnsanlar, Bir Tereddütün Romanı gibi romanlarını, toplumumuzun sıkıntılı dönemlerinde verdiği fikrî mücadeleyi, sayısı belki binleri bulacak gazete yazısını ele almamak, Safa’yı sadece dört romandan ibaret görmek ona revâ mıdır? Bu hayatını kalemine, mücadelesine adamış bir yazara hakaret değil midir?

Oysa onun eserleri toplumumuza sunulmuş birer reçete, birer hediyedir. Peyami Safa okumak çözülmeyen pek çok soruna daha kolay çözüm önerileri bulmamızı sağlayacaktır. Peyami Safa’yı herhangi bir ideologdan ayıran şey fikirlerini kitaplardan hazır şekilde almaması ve yaşayarak, acı çekerek, mücadele ederek edinmiş olmasıdır. Onun yazdığı her satırda bir yaşanmışlık vardır. Bunu anlamak için onun biyografisini okumak yeterlidir. Onun bu yönü bile her konuda hazıra konmayı gaye edinen yeni nesle büyük bir örnektir.

Gönül, 2011 yılının Peyami Safa yılı ilân edilmesini isterdi. Ama onun buna ihtiyacı olmadığından eminim. İki yıl önce yayımlanan bir yazımda[1] belirttiğim gibi “Peyami Safa, anılmak için büyük törenler isteyen bir adam değildir. Peyami’yi anmanın biricik yolu onu ‘okumak’ ve ‘anlamak’tır.” Biz de onun ruhunu şad etmek, ona hak ettiği yeri verebilmek için onu okumalı ve anlamaya çalışmalıyız. Umarım vefâtının 50. yılı bizim Peyami’yi anlamamız için bir dönüm noktası olur.

Bir meşâle gibi yolumu aydınlatan, fikrî olgunlaşmamda çok şey borçlu olduğum üstâdım Peyami Safa’yı eserlerinin ışığında rahmetle anıyorum... Mekânı ilelebed cennet olsun...


[1] Can Şen, “Peyami Safa’yı Anlamak”, Bize Göre, Aralık 2009, s. 8