BİR BEYİT
 

     İnsanlar hayatları boyunca pek çok şeyle karşılaşırlar. Bunların kimisi insanın hoşuna gider, ilgisini çeker. Bu güzel şeylerin bazıları çok daha güzeldir. Bunlar birer elmas değerindedirler. Bir anda insanın hayatını değiştirirler. Kişinin dünyasını yeniden şekillendirirler. İşte benim karşıma da bir gün tozlu bir kitabın yapraklarını çevirirken elmastan daha değerli olduğunu anladığım bir beyit çıktı. Düşünce sistemimi değiştirdi. Beni daha doğru düşünmeye itti. Şimdi o beyiti açıklayacağım:

Cânı kim cânânı için sevse cânânın sever,
Cânı için kim ki cânânın sever cânın sever.

        (Kim canını sevgilisi için seviyorsa o sevgilisini seviyordur. Kim ki sevgilisini canı için seviyorsa o kendisini seviyordur.)

        Aşk insanlara Allah tarafından verilmiş en büyük nimetlerden birisidir. Dünya üzerinde az ya da çok herkes bu nimetten tadar. Ama kişilerin bu nimeti kullanış şekli farklı farklıdır.

       İnsanlar âşık olduklarında (veya âşık olduklarını zannettiklerinde) “çok seviyorum” derler. Ama bu “çok seviyorum” diyenlerden çok azı gerçekten çok seviyordur.

       Aşk insana acı verir. Bu acıları tadıp da sevmekten vazgeçmemek aşktır. Fakat yine de bu acılara dayanan herkese âşık diyemeyiz. Bir kişiye âşık diyebilmemiz için kişinin aşması gereken bir basamak daha vardır. Bu basamak en önemli olanıdır.

       Aşkta temel olan bir kişinin karşı cinsten bir kişiyi sevmesi, ona aşırı ilgi göstermesidir. Gerçekten âşık olan kişi devamlı sevdiğinin iyiliğini ister. Bu aşk anayasasının birinci maddesidir. Bir çok kişi bunu uygulamadığı için gerçekten âşık değildir. İşte Fuzûlî bu beyitinde bunu anlatmıştır.

      Artık konuya yoğunlaşabiliriz… Seven kişi sevdiğinin mutluluğunu ister demiştik. Sevdiği kendisinden uzak dursa da, kendisini kabul etmese de âşık olan kişi buna üzülmez. Çünkü kişi sevdiğinin böyle mutlu olacağını düşünür ve bu durumundan zevk alır.

      Dünyamızda ise çoğu kişi böyle düşünmüyor ya da düşünemiyor. Sevdiği kişinin sadece kendisini sevmesini, kendisinin olmasını istiyor. Başkasını sevmesini istemiyor. Hani bazen duyarız: “Sevgilisinden ayrılan genç intihar etti” veya “Sevdiği kızdan red cevabı alan genç önce sevgilisini vurdu, sonra da kendisini”. Bunlar artık alışkın olduğumuz haberler. İşte Fuzûlî’nin beyitin ikinci mısrasında bahsettiği canın seven kişiler bunlardır. Bunlar canlarını sevdikleri, hep arzularını tatmin etmek istedikleri için sevdiklerinden olumsuz yanıt almak istemezler. Çünkü alacakları olumsuz cevap arzularına terstir, canlarını mutlu etmeyecektir. Oysa gerçek âşık sevgilisi mutlu olacak, üzülmeyecek diye bu durumu kabullenir. Demek ki onlar gerçekten âşık değillermişti…

      Peki insanlar neden Fuzûlî’nin düşündüğü gibi düşünmüyorlar, “âşık” olamıyorlar? Bunun tek bir nedeni var. Bu kişiler yaşamlarını tamamen “akıl” denilen olguya dayıyorlar, “kalp” denilen gerçek ve ana olguyu bir kenara itiyorlar. Bu ise insanları bu duruma getiriyor.

      Akıl ve mantık her zaman kolay olan yolu seçerler. Bunu kendisi için iyi olacağını düşünürler. Bu, sadece kişinin zahmet çekmemesini sağladığı için iyidir. Ama zahmet çekmeden elde edilen her şey gerçek tadında değildir ve bir zaman sonra hüsranla sonuçlanır (yukarıda bahsettiğim intihar vakaları gibi).

      Kalp ise zor olan yolu seçer. Çünkü zorun kendisini en iyiye götüreceğini bilir. Yaşamını kalbin dediklerine dayandıran kişi mutlu yaşar, hayatı hüsranla sonuçlanmaz.

      Peki şimdi bana soracaksınız “madem kalp doğruyu, güzeli söylüyor; insanlar neden onu dinlemiyor?” Çünkü dediğim gibi kalp zoru seçer. Bu zorluklar bir takım engellerdir. Bu engellere kişi bazen yenilebilir. Bu durumda akıl devreye girer ve “ben sana kolayı ve başarabileceğini söyleyeceğim” der. Kişi bu durumda tamamen aklına teslim olur. Oysa kalbinin dediklerini dinlemeye devam etseydi, bir zaman sonra o geçemediği engelleri de geçecek ve gerçek başarıya ulaşacaktı.

       Şimdi benim söylediklerimden “aklı hiç dinlememeliyiz” diye bir sonuç çıkarmayın sakın. Benim kanaatim şudur: Akıl bir danışma meclisi olmalıdır. Kişiyi yönlendirecek bazı kararlar almalıdır akıl. Ama kişi hemen bunları uygulamamalıdır. Son kararı kalp  vermelidir. Böylece kişi en doğru yolu bulur.

      Kalbinizi dinleyin mutlu olun…

        Can Şen

Geri