SELİM İLERİ’NİN “BİR AKŞAM ALACASI” ROMANINDA ELEŞTİRİLER
Can Şen
Merhaba, sayı:57, Sonbahar 2011
 

Selim İleri’nin 1980 yılında Altın Kitaplar’dan çıkan bu romanı 1980 askerî müdahalesinden önce 1970’li yılların Türkiye’sine ışık tutan bir eserdir. Romanda olaylar merkezî kişi olan yazar Emre Taran’ın çevresinden okura yansıtılmış. Bir olay romanından ziyade bir izlenim romanıdır “Bir Akşam Alacası”. Romanın olay örgüsü Emre Taran’ın çeşitli arkadaşlarıyla Türkiye’nin sorunları üzerine tartışmaları ve Taran’ın olaylar hakkındaki izlenimleriyle şekillenmektedir.

“Muhalif” bir yazar kimliğine sahiptir Emre Taran. Yozlaşmışlıkların, aşırılıkların, iletişimsizliğin muhalifi. Ama kavga etmeyen, düşünen, olumsuz olaylar karşısında huzursuz olan bir “muhalif”. Bunu romanın birkaç yerinde kendisi de vurguluyor zaten. Ben, Emre Taran’ın romanda Selim İleri’nin kendi kişiliğini yansıttığını düşünüyorum. Çünkü eserlerinden tanıdığımız kadarıyla ancak Selim İleri gibi bir kişi böyle bir “ince” muhalif kimliğe sahip olabilir. Selim İleri, ince duyarlılıkların sanatçısıdır ve Emre Taran bu yönüyle İleri ile özdeşleşmektedir.

“Bir Akşam Alacası” 1970’lerde Türkiye’nin neden kan gölüne döndüğünü ve etkisi günümüzde artarak görülen dejenereleşmenin, yozlaşmanın nasıl başladığını devrini objektif bir gözle gören Selim İleri’nin kaleminden bize yansıtıyor. Romanda pek çok olay ve durum açıkça eleştiriliyor. Şimdi bunlar üzerinde durmak istiyorum:

1- İdeolojiler: Selim İleri, romanında sağ olsun, sol olsun ideolojilerin ve yandaşlarının yanlışlarını ortaya koyuyor ve eleştiriyor. İdeolojilerin slogandan ibaret olup düşünce temelinin olmaması (s.36), yandaşların karşıt görüşleri anlamaya çalışmaması (s.54), ideolojilerin yandaşları tarafından yakıp yıkma, öldürme şeklinde algılanması ve uygulanması (s.184) romanda açıkça eleştirilmektedir.

2- İnsanî duyarlılıkların yok olması: İnce duyarlılıkların sanatçısı olan Selim İleri’yi sanırım en çok yaralayan budur. Bu bağlamda ideolojilerin dostluğu, kardeşliği unutturması; romanın tamamına yayılmış olan bireylerin iletişimsizliği eleştiriliyor.

3- Değerlerin yok olması: Romanda özellikle dikkat çeken bir konudur bu. Pragmatizmin hâkim olmasıyla beraber insanların para için değerlerini yok etmesi üzücü bir etki bırakıyor okuyucuda. Güneydeki adî turizm (s.127), eşcinsellik ve jigololukla zengin olanlar (s.132), Bülent Ersoy’u çağrıştıran Melih Erkoç’un şahsında romana dâhil olan bozuk eğlence anlayışı (s.154-176) romanda eleştirilen konular arasına giriyor.

4- Türk toplumunun kültürel değerlerine yabancılaşması: Romanda bu konu Emre Taran’ın arkadaşı Ekrem’in tasavvufa ilgi duymasıyla ortaya çıkıyor. Ekrem her fırsatta Anadolu’nun manevî sultanları Yunus Emre ve Mevlânâ’nın unutulduğunu belirtiyor. Onları bozulan topluma bir reçete olarak sunuyor (s.56, 164). Ayrıca Londra’da şiir tahsili gören Tülin’in dejenereliği de eleştiriliyor.

“Bir Akşam Alacası”nda yazar bu dört başlık altında sınıfladığım konularda eleştirilerde bulunarak “Türkiye bu hâle nasıl geldi” sorusunun cevabını bize sunuyor ve tüm bozuklukları açık bir şekilde eleştiriyor. Bu noktada “Bir Akşam Alacası” okunması ve üzerinde düşünülmesi gereken bir eser olarak karşımıza çıkıyor. Sanırım son olarak Stendhal’ın sözlerini aktarmak Selim İleri’nin niyetini daha belirgin olarak ortaya koyacaktır:

“Roman, uzun bir yolda taşınan bir ayna gibidir. Bu ayna, bir an için mavi gökyüzünü yansıtırken, bir an sonra ayaklarımızın altındaki çamur ve su birikintilerini yansıtır. Çantasında böyle bir ayna taşıyan adamı ahlâksızlıkla itham etmek yerine, üzerinde çamurlu su birikintileri bulunan yolu veya yolda suyun birikip çukurların oluşmasına izin veren sorumlu kişileri suçlayınız.”[1] 


[1] Stendal, “Roman: Gerçeğin Aynası”, aktaran: Philip Stevick, Roman Teorisi, Çeviren: Sevim Kantarcıoğlu, Gazi Eğitim Fakültesi Yayını, s. 355