ÜÇ ÇAĞDAŞ ŞÂİRDEN ÜÇ MEVLÂNÂ ŞİİRİ
Osman Server Ağlamazoğlu
Mavi Yeşil, sayı:64, Temmuz-Ağustos 2010

Mevlânâ, Türk edebiyatının ve Türk tasavvuf düşüncesinin şüphesiz en önemli şahsiyetlerinden biridir. Gerek Mesnevî’si, gerekse Divân-ı Kebir’indeki gazelleri ile ve fikirlerindeki incelik ile yüzyıllardır insanlığı etkilemiş ve kendine bağlamıştır. Mevlânâ’nın görüşleri üzerine bina edilen Mevlevîlik sadece bir tarikat değildi, aynı zamanda bir sanat ve fikir okuluydu. Mevlevî düşüncesine bağlı pek çok sanatkâr yetişmiştir yüzyıllar içinde.[1] Mevlevîlik’e doğrudan bağlı olmasalar da başka sanatkârlar da Mevlânâ’dan ve Mevlevîlik’ten etkilenmişlerdir. Bu bağlamda Mevlânâ’dan etkilenenler, gönüllerini ona bağlayanlardan bazıları hislerini ver fikirlerini şiirle ifâde etme yoluna yönelmişler, bunun sonucunda da Mevlânâ konulu pek çok şiir yazılmıştır. Bu şiirlerden bizce en başarılısı Âsaf Hâlet Çelebi’nin “Semâ-ı Mevlân┠adlı şiiridir.[2] Biz bu çalışmamızda ise son dönemde yayımlanan üç Mevlânâ şiirini inceleyeceğiz. İnceleyeceğimiz ilk şiir Rasim Demirtaş’ın[3] “Mevlân┠adlı şiiri:

“Göğe bir el Mevlâna
Bir eli de halka
Bahar yapraklı döner
Döner döner Mevlâna
Geçmez akçe kalp para
Çil çil altına döner
Çevresinin yanında
İnsan insana döner
İnsan döner Allah’a
Döner döner Mevlâna”[4]

            Rasim Demirtaş bu şiirinde Mevlânâ’nın felsefesini somut unsurlarla “tasvir” ediyor. Demirtaş’ın bu şiirindeki çıkış noktası Mevlevîlerin sağ eli göğe doğru, sol eli aşağıya doğru tutarak semâ etmesidir. Semâdaki bu duruşun bir mânâsı vardır: “(…) Bunun mânâsı sağ elle ‘feyz-i akdes’i yukarıdan alıp soluyla aşağıya, yani varlıklara dağıtmaya işaret etmektedir. Diğer bir tefsire göre sağ eli Hakk’ın af ve merhametine açarak, soluyla da ondan başkasından meyus olduğuna delil olarak aşağıya doğru kapatmaktır.”[5]

            Demirtaş’ın şiirinin ilk iki mısraı bunu göstermektedir. Semâ eden Mevlânâ Allah’tan aldığı feyzi varlıklara dağıtmaktadır. Bu soyut bir yaklaşım olsa da gerçekte Mevlânâ, düşünceleri ile insanlara “hak yolu” göstermiş ve onlara Allah’ın feyzini sunmuştur.

            Şiirdeki dönmek bir gösterge olarak “sema”ı işaret ettiği gibi maddî ve manevî bir değişimi de göstermektedir. Ham insan Mevlânâ’nın açtığı yol ile insan-ı kâmil’e (olgun insana) “döner”. İnsan Mevlânâ’nın işaret ettiği Hak yolda gerçek insan kimliğine (bir nevi kendini gerçekleştirme) ve yüce yaratıcısı Allah’a kavuşur. Şiirin son mısraları bunu ifâde etmektedir.

            Ele alacağımız ikinci şiir Emrah Arıcı’nın “hani mevlânâ”[6] adlı şiiri:

“bir çınar çakılmış on üçüncü yüzyıl
sallanır durur gölgesinde neyzenler
konya’dan mı geliyorlar inleyerek
nereye gider bu eski dervişler
yemyeşiller sakallılar elleri tesbih
bu yoldan geçti mi mevlânâ’yı sorarlar
her gidenin vardır elbet dönüşü
güneşli bir kasabada mola verirler
bir çınar çakılmış yüzyıllar boyu
çınarın gölgesinde sallanır dururlar”

            Emrah Arıcı’nın bu şiiri mistik bir arayışı ifâde ediyor. Bu arayış şiirin adındaki sorudan anlaşıldığı gibi Mevlânâ’ya yönelik bir arayıştır. Şiirin ilk mısraında Mevlânâ bir çınara benzetilmiş. Gerçekten de sekiz yüzyıldan beri hiç yaşlanmayan bir çınardır Mevlânâ ve felsefesi. Şiirin ikinci, üçüncü, dördüncü ve beşinci mısralarında Mevlânâ’ya gönül verenlerin (neyzenler, dervişler) onu arayışları verilmiştir. Onlar “bu yoldan geçti mi mevlânâ’yı sorarlar”. Mevlevîlerin ve diğer Mevlevî muhiplerinin davranışlarında gerçekten de böyle bir arayış vardır. Bu arayış sonucunda Mevlânâ pek çok sanatsal esere konu olmuştur (incelediğimiz bu şiirler de bu arayışın devam ettiğinin en güzel kanıtıdır.).

            Arıcı’nın şiiri Demirtaş’ın hakîmâne şiirine göre mistik ve daha liriktir. Şiirdeki “her gidenin vardır elbet dönüşü / güneşli bir kasabada mola verirler” mısraları şiirin havasını müphemleştirmekte ve mistik etkiyi arttırmaktadır. Şiirde iki kez geçen “sallanır durur(lar)” söz grubu geçmişte başlayan bir fiilin devam ettiğini ve gelecekte de devam edeceğini yani bir devamlılığı ifâde ettiği için Bergson’un “süre” kavramını hatırlatmaktadır. Şiire bu açıdan baktığımız zaman şiirin, insanlığın Mevlânâ’yı arayışının her zaman süreceği düşüncesini de ihtiva ettiğini söyleyebiliriz. Bu şiir hakkında son olarak Arıcı’nın yaklaşımının ve üslûbunun kaliteli bir Mevlânâ şiiri ortaya çıkardığını söylemek istiyoruz.

            Üzerinde duracağımız son şiir Can Şen’in[7] “Münferid Şahsımdan Sana” adlı şiiri:[8]

“ya gözü açık uyuyorum,
ya uykuda boğuşuyorum.
ruhumu kemiriyorlar
Yavaş Yavaş.
biraz Yavaş
     …Yavaş
Yavaş…

Gökyüzünde yalnız bir bulut,
O bulut ki benim ruhum:
Karanlık bir aydınlığa uçuyorum,
Bilinmezliğe
hızlı hızlı.
Biraz hızlı
      …hızlı
hızlı…

dermânı var biliyorum.
uzakta değil: içimde saklı.
gücüm yetmiyor, varamıyorum ona;
çâresizim, üzgünüm
Üzgün Üzgün
biraz Üzgün
     …Üzgün
Üzgün…

Pîrim, gel yardım et bana,
Müridin olayım, bağlanayım sana.
 İçimde dönen acılar bitsin,
İçimde yalnız sen dön.
Şeyhim, Pîrim,
Mürşidim:
            …MEVLÂNÂ
MEVLÂN’M…”

            Bu şiir incelediğimiz diğer iki şiirden hem şekil hem de yaklaşım açısından ayrılıyor. Birer bentten oluşan diğer iki şiirden farklı olarak Can Şen’in bu şiiri dört bentten oluşuyor. Ayrıca mısra başlarındaki harflerin dönüşümlü olarak büyük ve küçük yazılmasıyla farklı bir şekil elde edilmiş. Şiirdeki kelime tekrarları ilk plânda göze çarpıyor ve şiire mistik bir hava katıyor. Bu şekil arayışları kanaatimizce şâirin ruhsal sıkıntısının cisimleşmiş bir yansımasıdır.

            İncelediğimiz diğer şiirlerden farklı olarak Şen bu şiirinde bireysel bir yaklaşımı temele almış. Şiirin tamamında görülen ıstıraplar şâiri manevî bir arayışa sevk etmiştir. Bu arayış Emrah Arıcı’nın şiirinde olduğu gibi Mevlânâ’ya yönelik bir arayıştır.

            Şiirdeki imaj ve ifâdelerin hepsi bir yalnızlığı ve gönül derdini ortaya koymaktadır. Modern dünyanın saldırısı altında insan hep böyle sıkıntılar çekmektedir. Can Şen, bu sıkıntılarından son bentte şeyhi, pîri, mürşidi olarak kabul ettiği Mevlânâ’ya yönelmekle ve onun yardımıyla kurtulabileceğini düşünmektedir. Bu düşünceyle tam bir teslimiyet içinde Mevlânâ’ya sarılmaktadır.

            Çalışmamızda incelediğimiz bu üç şiir Mevlânâ’nın günümüz şâirleri üzerinde olan etkisinin sağlam bir şekilde devam ettiğini göstermektedir. İster bireysel, istersek toplumsal açıdan bakalım modernitenin getirdiği ruhsal ve toplumsal çöküş insanları manevî değerlere ve doğal olarak büyük bir veli olan Mevlânâ’ya yöneltmektedir. Bu yöneliş modern dünyada hiç azalmayacak, aksine artacaktır. Burada Peyami Safa’nın Mevlânâ hakkındaki şu sözlerini hatırlamamak mümkün mü?

            “Sen hiç bir asırda bugünkü kadar aktüel ve evrensel olmadın. Sanki dünyaya yedi asır evvel gelmiş olmak gibi bir hoş sabırsızlığın temsilcisisin. Sen dün değil, bugünsün. Bugün de değil, yarınsın. Zaman sana doğru ilerliyor. (…)”[9]


 

[1] Bu konu hakkında ayrıntılı bilgi için şu makaleye bakılabilir: İlhan Genç, “Mevlevî Edebiyatı Üzerine Bir Değerlendirme”, Türk Dili ve Edebiyatı Araştırmaları Dergisi, sayı:7, Ege Üniversitesi Edebiyat Fakültesi Yayınları, İzmir 1993, s. 129-144

[2] Asaf Hâlet Çelebi, Bütün Şiirleri, Hazırlayan: Selahattin Özpalabıyıklar, YKY, İstanbul 2004, s. 39

[3] Rasim Demirtaş ve şiiri hakkında ayrıntılı bilgi için şu kaynaklara bakılabilir: 1- Nurullah Çetin, “Hakîm Şâir Rasim Demirtaş’ın Paranoyak Şiirini Tahlil”, Edebiyat Otağı, sayı: 26, Kasım 2007, 2- Mehmet Çevik, “Rasim Demirtaş’la Güneşli Gölge ve Şiirine Dair”, Edebiyat Otağı, sayı: 26, Kasım 2007, 3- Can Şen “Yeni Bir Başkaldırı: Rasim Demirtaş’ın Kravat Makasım Güneşten Şiiri”, Yedi İklim, sayı: 220, Temmuz 2008

[4] Rasim Demirtaş, Güneşli Gölge, Duygu Sayacı Yayınları, İstanbul 2007, s. 38

[5] Asaf Hâlet Çelebi, “Mevlevîlerde Ayin ve Sema-, Bütün Yazıları, Hazırlayan: Hakan Sazyek, YKY, İstanbul 2004, s. 320

[6] Emrah Arıcı, “hani mevlâna”, Edebiyat Otağı, sayı: 29, Şubat 2008, s. 29

[7] Can Şen hakkında şu kaynaklara bakılabilir: 1- Nurullah Çetin, “Can Şen’in Erken Zaman Ürünleri Geleceğin Parlak Şiirlerinin İşâret Taşlarını Oluşturuyor”, Edebiyat Otağı, sayı: 17, Şubat 2007, 2- Serpil Akgül, “Gen Şâir Can Şen ile”, Edebiyat Otağı, sayı: 29, Şubat 2008, 3- Serpil Akgül, “Can Şen’in İlk Şiir Kitabı: Erken Zaman” Kırk Bir Kere Edebiyat, sayı: 6, Nisan-Mayıs 2008

[8] Can Şen, Erken Zaman, Edebiyat Otağı Yayınları, İzmir 2006, s.42-43

[9] Peyami Safa, “Yâ Hazreti Mevlânâ”, Yazarlar-Sanatçılar-Meşhurlar, Ötüken Neşriyat, İstanbul 1999, s.128